İçeriğe geç

Dede Korkut neyin sembolü ?

“Dede Korkut neyin sembolü” hakkındaki meraklarınızı giderebildiysek ne mutlu bize. Essaosgb ailesi olarak her zaman yanınızdayız!

Dede Korkut neyin sembolü? İzmir sokaklarında, kafelerde ve kafamın içinde dolaşan bir anlam arayışı

Essaosgb sayfasına hoş geldiniz! “Dede Korkut neyin sembolü” hakkında hazırladığımız bu özel içeriğin tadını çıkarın.

Bir sabah kahvesi, bir eski kitap ve gereksiz derin düşünceler

İzmir’de sabahları iki şey kesin: biri kahve fiyatlarının bir önceki güne göre daha “yaratıcı” hale gelmiş olması, diğeri de benim her şeye fazla anlam yükleme huyumun sabit kalması. Geçen gün Kıbrıs Şehitleri’nde yürürken bir kitapçı vitrininde karşıma çıktı: Dede Korkut.

O an iç sesim devreye girdi:

“Tamam… bugün yine varoluşsal düşünce günü.”

Yanımdan geçen arkadaşım kafasını çevirip sordu:

— “Ne bakıyorsun o kadar?”

Ben:

— “Dede Korkut neyin sembolü diye düşünüyorum.”

O:

— “Kanka sabah 11’de buna mı girdik?”

Ama mesele tam da bu. Bazı soruların saati yoktur. Özellikle de İzmir sıcağında beynin yarı erimişken.

Dede Korkut neyin sembolü? Aslında bir kişinin değil, bir hafızanın hikâyesi

Dede Korkut denince çoğu insanın aklına “eski hikâyeler anlatan bilge dede” geliyor. Ama mesele bundan biraz daha derin. O aslında tek bir kişinin değil; sözlü kültürün, anlatının, toplumsal hafızanın ve biraz da “biz kimdik?” sorusunun sembolü.

Bunu düşünürken kendi hayatımdan bir sahne aklıma geliyor. Geçen hafta Alsancak’ta bir kafede oturuyoruz. Masada üç kişi var:

— Biri kariyer planı yapıyor

— Biri “İzmir’de artık kiralar uçtu” diye iç çekiyor

— Ben de Google’da “Dede Korkut neyin sembolü?” aramasına bakıyorum

Arkadaşım bana bakıp dedi ki:

— “Senin hayat amacın bilgi değil, bilgiye dramatik anlam yüklemek.”

Haklı olabilir.

Sözlü kültür ve bugünün TikTok hikâyeleri

Dede Korkut hikâyeleri aslında bir çeşit “ilk hikâye anlatıcılığı sistemi” gibi düşünülebilir. O dönemin insanları YouTube Shorts izlemiyordu ama “kahramanlık, aşk, mücadele” içerikleri yine vardı.

Sadece algoritma yoktu, ama anlatıcı vardı.

Bugün biz aynı şeyi yapıyoruz:

— WhatsApp gruplarında “olay anlatımı”

— Instagram story’de “dramatik 5 saniyelik hayat kesiti”

— Twitter’da (X dememeye direniyorum) yarım hikâyeler

Yani Dede Korkut aslında biraz da bizim dijital çağdaki iç dökme biçimlerimizin atası gibi.

Geçen gün arkadaş grubunda biri mesaj attı:

“Beni dinleyen var mı?”

Ben otomatik olarak yazdım:

“Dede Korkut musun sen?”

Kimse gülmedi. Ama ben içimden güldüm. Bu da yeter.

İzmir sokaklarıyla Dede Korkut arasında kurduğum garip bağ

İzmir’de sokakta yürürken insanlar genelde rahattır. Bir yanda bisiklet sürenler, bir yanda denize karşı düşünenler, bir yanda da sürekli “biz ne ara bu kadar büyüdük?” hissi.

Ben bazen şunu düşünüyorum: Eğer Dede Korkut bugün Alsancak’ta yaşasaydı, hikâyeleri nasıl olurdu?

Mini sahne: Dede Korkut Alsancak’ta

— “Oğul, neden bu kadar düşüncelisin?”

— “Abi kira arttı.”

— “Kahramanlık nerede?”

— “Ev bulabilmek kahramanlık zaten.”

İşte tam burada gülüyorum ama aynı zamanda biraz da içim acıyor. Çünkü aslında modern hayatın kahramanlıkları değişti. Kılıç yok, ama fatura var. Ejderha yok, ama ay sonu var.

Dede Korkut neyin sembolü diye sorduğumda, aslında biraz da “insanın hayatta kalma hikâyesinin” sembolü olduğunu fark ediyorum.

Kendimle tartışmalar: fazla düşünen genç sendromu

Buna da Göz Atın: Dede Korkut Anit Duvari nerede ?

Bende şöyle bir problem var: Basit şeyleri uzun düşünme yeteneği.

Mesela markette sıradayım. Kasiyer diyor ki:

— “Poşet ister misiniz?”

Ben:

— “Bu soru aslında tüketim toplumunun etik boyutuna mı işaret ediyor?”

Kasiyer:

— “Abi poşet 1.5 TL.”

İşte böyle anlarda iç sesim devreye giriyor:

“Sen normal olamaz mısın?”

Ama sonra Dede Korkut aklıma geliyor. O da hikâyeleri abartmadan ama derin bir anlamla anlatıyordu. Belki de mesele normal olmak değil, anlamı fark etmek.

Kahramanlık kavramı: eskiden kılıç, şimdi Wi-Fi

Dede Korkut hikâyelerinde kahramanlık genelde fiziksel güç, cesaret ve yolculuk üzerinden anlatılır. Bugün ise kahramanlık biraz değişti.

Mesela:

— Sabah işe geç kalmamak

— Toplantıda “bir şey eklemek isterim” diyebilmek

— Ve en önemlisi: kredi kartı ekstresini açarken cesur kalabilmek

Geçen gün arkadaşım dedi ki:

— “Ben artık yetişkin oldum sanırım.”

Ben:

— “Ne oldu?”

— “Vergi levhası gördüm.”

İşte modern kahramanlık bu.

Dede Korkut neyin sembolü sorusunu burada tekrar düşündüğümde, aslında onun “insan olmanın farklı zamanlardaki versiyonlarını anlatan bir köprü” olduğunu görüyorum.

Hikâyelerin gücü: kafamın içinde sürekli dönen anlatılar

Ben bazen metroda giderken insanlara bakıp onların hikâyelerini yazıyorum içimden. Yaşlı bir amca, elinde poşetlerle duruyor. Genç bir çift sessizce telefonlarına bakıyor. Bir öğrenci sınav sonuçlarını kontrol ediyor.

Ve iç ses:

“Bunların hepsinin bir Dede Korkut hikâyesi olsa nasıl olurdu?”

Muhtemelen şöyle:

— “Ve o genç, Wi-Fi çekmeyen metroda kaderiyle yüzleşti…”

Tamam biraz abarttım ama anladınız.

Kendi kendine konuşan modern anlatıcı

Bazen fark ediyorum ki ben kendi hayatımı bile anlatıya çeviriyorum. Mesela:

— “Bugün çok yoruldum”

yerine

— “Bugün hayat beni biraz test etti”

Bu bile aslında Dede Korkut geleneğinin modern versiyonu gibi. O anlatıyordu, biz dramatize ediyoruz.

Toplumsal bağ: birey değil, hikâye olarak insan

Dede Korkut neyin sembolü diye sorduğumuzda sadece bireysel kahramanlığı değil, topluluk olmayı da konuşuyoruz.

Çünkü o hikâyelerde birey tek başına değil:

— Aile var

— Kabile var

— Dayanışma var

Bugün ise biz daha çok “bireyim ve Wi-Fi şifrem varsa iyiyim” noktasındayız.

Ama İzmir gibi şehirlerde bile insanlar hâlâ küçük dayanışma anları yaratıyor:

— Apartmanda poğaça paylaşmak

— Komşuya “çöpü atarken bana da bir şey lazım mı?” demek

— Arkadaşın kötü gününde sadece yanında oturmak

Bunlar küçük ama modern destan parçaları gibi.

İroni: kahramanlık artık biraz da hayatta kalma becerisi

Bir gün arkadaşımla Konak’ta otururken bana dedi ki:

— “Hayat çok zor değil mi?”

Ben:

— “Evet ama en azından ejderha yok.”

Sonra düşündüm: Belki de bizim ejderhalarımız farklı.

— kira

— trafik

— yetişkinlik

— “biz bunu nasıl ödeyeceğiz?” sorusu

Dede Korkut neyin sembolü diye tekrar sorarsak, belki de şu cevaba yaklaşırız: İnsan her çağda kendi ejderhasını yaratır ve onunla baş etmeye çalışır.

Son düşünce değil, devam eden bir iç ses

Bazen İzmir akşamlarında sahilde yürürken şunu fark ediyorum: İnsan aslında sürekli hikâye anlatıyor. Kendi kendine, arkadaşına, telefona, hatta denize bile.

Ve Dede Korkut tam da burada duruyor:

Bir köşede değil, zihnin içinde.

Benim için o artık sadece eski bir anlatı değil. Aynı zamanda şu sorunun da karşılığı:

“Ben bugün neyi yaşıyorum ve bunu nasıl anlatıyorum?”

Ve belki de en komiği şu:

Bunu düşünürken bile kendimi fazla ciddiye alıyorum.

Ama olsun. İzmir’de rüzgâr var, kahve var, bir de kafanın içinde bitmeyen hikâyeler var.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

mecidiyeköy escort
https://urbanbixi.com https://kuli.com.tr https://lele.com.tr Sitemap
ilbet giriş