Essaosgb okurlarıyla “Açıklayıcı ve öyküleyici anlatım nedir” konusunu paylaşmak gerçekten güzeldi. Bir sonraki yazımızda görüşmek üzere!
Açıklayıcı ve öyküleyici anlatım nedir?
Merhaba Essaosgb ziyaretçileri! Günümüzün konusu: “Açıklayıcı ve öyküleyici anlatım nedir”. Hazırsanız başlayalım!
Bir metni anlamlı kılan şey yalnızca aktarılan bilgi değildir; o bilginin nasıl aktarıldığıdır. Dilin bu iki güçlü yönü—açıklayıcı ve öyküleyici anlatım—hem düşünme biçimimizi hem de dünyayı algılama şeklimizi doğrudan etkiler. “Açıklayıcı ve öyküleyici anlatım nedir?” sorusu aslında yalnızca bir tanım arayışı değil, aynı zamanda zihnin iki farklı çalışma biçimini anlamaya çalışmaktır.
Bunu çoğu zaman kendi içimde de fark ediyorum. Konya’da yaşayan, 26 yaşında, mühendislik ve sosyal bilimler arasında gidip gelen biri olarak zihnimde sürekli iki ayrı ses konuşuyor. Biri veriyi, mantığı ve düzeni istiyor; diğeri hikâyeyi, hissi ve insanı. Ve bu iki ses, açıklayıcı ve öyküleyici anlatımın tam merkezinde duruyor.
Açıklayıcı anlatımın temelleri: netlik, düzen ve bilgi
İçimdeki mühendis burada hemen devreye giriyor ve diyor ki: “Bir şey anlatılacaksa önce tanımı net olmalı, kavramlar karışmamalı, bilgi doğrudan aktarılmalı.”
Açıklayıcı anlatım, bilginin doğrudan, yoruma kapalı ve sistematik şekilde aktarıldığı anlatım türüdür. Ama bunu kuru bir tanım gibi düşünmek eksik olur. Aslında açıklayıcı anlatım, zihnin düzen kurma ihtiyacının dildeki karşılığıdır.
Mesela bir ders kitabını düşünelim. Orada duygulara yer yoktur; amaç öğretmektir. Bir kavram tanımlanır, ardından örneklerle desteklenir, gerekirse grafiklerle güçlendirilir. Bu anlatım biçimi “Açıklayıcı ve öyküleyici anlatım nedir?” sorusunun ilk yarısını temsil eder.
İçimdeki mühendis şöyle diyor:
“Eğer bir bilgi aktarılıyorsa, kişisel yorum minimumda olmalı. Çünkü yorum, veriyi bulanıklaştırır.”
Ama hemen ardından içimdeki insan tarafı araya giriyor:
“Tamam da, her şey bu kadar düz olursa insanlar sıkılmaz mı?”
İşte açıklayıcı anlatımın gücü burada ortaya çıkıyor: netlik sağlar ama bazen duygudan uzak kalabilir. Bilimsel metinlerde, haber yazılarında, akademik çalışmalarda bu yüzden tercih edilir. Çünkü amaç etkilemek değil, öğretmektir.
Açıklayıcı anlatımın temel özellikleri şunlardır:
Nesnellik ön plandadır
Dil sade ve anlaşılırdır
Yorumdan çok bilgiye yer verilir
Tanımlama ve açıklama teknikleri kullanılır
Amaç öğretmektir
Ancak burada bir gerilim var: İnsan zihni yalnızca bilgiyle değil, anlamla da beslenir.
Öyküleyici anlatımın doğası: zaman, duygu ve insan
İçimdeki insan tarafı burada devreye giriyor ve sessizce ama ısrarla şunu söylüyor:
“Bir şeyi anlamak istiyorsan, önce hissetmelisin.”
Öyküleyici anlatım, olayların bir zaman akışı içinde, karakterler ve durumlar üzerinden aktarıldığı anlatım biçimidir. Burada bilgi değil, deneyim ön plandadır. Okuyucu sadece öğrenmez, aynı zamanda yaşar.
Bir hikâye anlatıldığında beynin farklı bölgeleri aktive olur. Çünkü artık soyut bilgi değil, sahne vardır. Bir mekân vardır, bir ses vardır, bir bakış vardır. Ve bu yüzden öyküleyici anlatım, insan hafızasında çok daha kalıcıdır.
“Açıklayıcı ve öyküleyici anlatım nedir?” sorusunun ikinci yarısı burada karşılık bulur. Öyküleyici anlatım, bilgiyi değil yaşantıyı taşır.
İçimdeki insan tarafı şöyle diyor:
“Bir çocukluk anısını kimse madde madde hatırlamaz. Ama o anın kokusu bile geri gelir.”
Bu anlatım türünde:
Olaylar zaman sırasına göre ilerler
Karakterler ve mekânlar önemlidir
Duygular belirleyicidir
Betimleme yoğun kullanılır
Okuyucu olayın içine çekilir
Ama içimdeki mühendis hemen itiraz ediyor:
“Güzel ama bu yöntem bilgi aktarmada belirsizlik yaratmaz mı?”
İşte tam burada iki anlatım biçimi arasında gerçek bir gerilim doğuyor.
Açıklayıcı ve öyküleyici anlatımın karşılaştırılması: zihnin iki yüzü
Benzer Bir Yazı: Az su içersem ne olur ?
Bazen kendi içimde şu tartışmayı yaşıyorum:
İçimdeki mühendis:
“Gerçek bilgi açık olmalı. Hikâyeleştirirsen doğruluk zayıflar.”
İçimdeki insan:
“Gerçek dediğin şey sadece doğruluk değildir, nasıl hissettirdiğidir.”
Açıklayıcı ve öyküleyici anlatım nedir? sorusu aslında bu iki bakışın kesişimidir.
Açıklayıcı anlatım bir harita gibidir. Nerede ne olduğunu gösterir. Yol nettir, işaretler bellidir. Ama o yolda yürürken ne hissedeceğini söylemez.
Öyküleyici anlatım ise bir yolculuktur. Harita yoktur belki ama deneyim vardır. Rüzgâr vardır, ses vardır, belirsizlik vardır.
Birini seçmek zorunda değiliz aslında. Çünkü ikisi farklı amaçlara hizmet eder.
İçimdeki mühendis şöyle bir denge kurmaya çalışır:
“Eğer amaç öğretmekse açıklayıcı anlatım, eğer amaç etkilemekse öyküleyici anlatım daha uygundur.”
Ama içimdeki insan son sözü söyler:
“İnsan, öğrendiğini hissetmediği sürece unutmaya mahkûmdur.”
Bu iki yaklaşımın birleştiği yer, güçlü metinlerin doğduğu yerdir.
Günlük hayatta anlatım türlerinin görünmez etkisi
Fark etmesek de her gün bu iki anlatım türü arasında gidip geliriz. Bir haber okurken açıklayıcı anlatımla karşılaşırız. Bir film izlerken öyküleyici anlatımın içindeyizdir.
Örneğin bir trafik kazası haberi düşünelim. Gazetede şöyle yazar: “İki araç çarpıştı, üç kişi yaralandı.” Bu açıklayıcı anlatımdır. Net, kısa ve bilgilendiricidir.
Ama aynı olay bir film sahnesinde olsaydı, yağmur, fren sesi, panik içinde bağıran insanlar olurdu. Bu öyküleyici anlatımdır.
İçimdeki mühendis bunu şöyle yorumlar:
“İlk versiyon veri sağlar.”
İçimdeki insan ise ekler:
“İkinci versiyon kalpte iz bırakır.”
İşte “Açıklayıcı ve öyküleyici anlatım nedir?” sorusu günlük yaşamda da sürekli karşımıza çıkar. Eğitimde, habercilikte, edebiyatta, hatta sosyal medyada bile.
Metin yazarlığında ve eğitimde etkileri
Eğitim sisteminde açıklayıcı anlatım genellikle temel yöntemdir. Çünkü bilgi aktarımı gerekir. Matematik, fizik, tarih gibi alanlarda kavramların net olması önemlidir.
Ama sadece açıklayıcı anlatım kullanıldığında öğrencinin ilgisi düşebilir. Bu noktada öyküleyici anlatım devreye girer.
Bir tarih dersini düşünelim. Sadece tarihsel olayları sıralamak yerine, o dönemde yaşayan bir insanın gözünden anlatıldığında bilgi daha kalıcı hale gelir.
İçimdeki mühendis buna şöyle yaklaşır:
“Veri aynı kalıyor ama sunum değişiyor.”
İçimdeki insan ise şöyle hisseder:
“Ben o dönemdeymişim gibi hissediyorum.”
Metin yazarlığında da durum benzerdir. Bir ürün açıklaması sadece teknik özelliklerden ibaret olursa etkisiz kalabilir. Ama bir hikâye ile desteklenirse okuyucunun zihninde yer eder.
“Açıklayıcı ve öyküleyici anlatım nedir?” sorusu burada stratejik bir soruya dönüşür: Hangi amaçla yazıyorum?
İçimdeki mühendis ve içimdeki insanın sonsuz tartışması
Bazen geceleri düşünürken kendi içimde iki ses daha belirgin hale geliyor.
İçimdeki mühendis:
“Her şey ölçülebilir olmalı. Net olmayan bilgi, bilgi değildir.”
İçimdeki insan:
“Her şey ölçülemez. Bazı şeyler sadece yaşanır.”
Açıklayıcı anlatım bana düzeni hatırlatıyor. Öyküleyici anlatım ise kaosun içindeki anlamı.
Birini seçmek zorunda değilim. Ama hangisini ne zaman kullanacağımı anlamak zorundayım.
Bazen bir konuyu en iyi şekilde anlatmak için açıklayıcı anlatım gerekir. Çünkü karşı tarafın anlaması önceliklidir. Bazen de bir hikâye gerekir. Çünkü insanın hatırlaması için hissetmesi gerekir.
İçimdeki mühendis son bir cümle kuruyor:
“İyi anlatım, doğru dengeyi kurabilendir.”
İçimdeki insan ise yumuşak bir şekilde ekliyor:
“Ve o denge, insanı insan yapan şeydir.”